Otuzunu geçtin, hâlâ annenin çocuğusun: 'karışık duygular' aslında çok normal
12 Haziran 2026 · 5 dk okuma
Annenle telefondasın. Konuşma bitiyor, kapıyorsun ve bir anda farkındasın: hem onu özledin, hem biraz yoruldun. Hem “iyi ki var” hissi var içinde, hem “keşke o cümleyi söylemese” hissi. İki duygu da gerçek. İçinden ikisini birden taşımak garip değil — bunun bir adı bile var.
Kuşaklararası muğlaklık
Sosyolojide ve aile psikolojisinde bu olguya intergenerational ambivalence — kuşaklararası muğlaklık deniyor. Aynı ilişkide olumlu ve olumsuz duyguların aynı anda var olması. Klasik “ben annemi seviyorum” ya da “annemden uzaklaşmam lazım” ikilemi yerine: ikisi birden, çoğu zaman.
Karen Fingerman, Merril Silverstein ve diğer araştırmacıların onlarca yıldır izlediği konu bu. Anketler ve gözlemlerle yapılan farklı çalışmalarda ortak bir bulgu öne çıkıyor: hem yetişkin çocukların hem ebeveynlerin yaklaşık üçte biri açık bir muğlaklık raporluyor. “Annemle yakınım” ve “annemle bazen çok zorlanıyorum” cümlelerine ikisine de katılıyor.
Yakınlık çatışmayı kapatmıyor
Açık erişimli bir çalışmada — 253 anne-baba ve yetişkin çocuk eşleşmesi — en sezgi karşıtı bulgulardan biri şu çıktı: anneyle daha sık iletişim kuran yetişkin çocuklar daha yüksek muğlaklık raporladı. Yani uzaklık çatışmayı azaltmıyor; yakınlık her zaman sakinleştirmiyor.
Bir başka ilginç örüntü destekle ilgili: anne babaya duygusal veya pratik yardım eden yetişkin çocuklarda muğlaklık daha yüksek. Destek alan ebeveynler ise tersine daha az muğlaklık raporluyor. “İyi evlat” olmanın psikolojik faturası gerçek; verdiğin destek seni bağladığı kadar yorabiliyor.
Çalışma ayrıca şunu gösteriyor: yetişkin çocuklar annelerinden gördükleri çatışmayı, annelerin söylediğinden daha yüksek bildiriyor. Aynı sahnenin iki tarafı, sahneyi farklı sayıyor.
Bunu bilmek ne işe yarar?
Kurgusal bir örnek: diyelim ki Ayşe, otuz beş yaşında, annesini her hafta arıyor ve her aramadan sonra “neden bu kadar yoruluyorum” diye düşünüyor. “Annemi sevmiyor olmalıyım” diye okuyabilir bunu — ya da “yakın bir ilişkide karışık duygular taşımak normal, hatta tipik” diye.
İkinci okuma daha gerçeğe yakın. Muğlaklık bir çürüklük işareti değil; en çok şey paylaşılan ilişkilerin doğal bir bileşeni. Onunla mücadele etmek yerine ona yer açmak, ilişkinin kendisini daha taşınabilir kılabilir.
Kaynak notu: “Üçte bir muğlaklık” ifadesi ve 253 eşleşmeli örneklem, Lendon, Silverstein & Giarrusso’nun The Gerontologist dergisinde yayımlanan ve PMC üzerinde açık erişimle bulunan çalışmasındandır (bağlantı yukarıda). Bu yazının dayandığı geleneği büyük ölçüde Karen Fingerman ve Merril Silverstein’ın kuşaklararası ilişkiler üzerine çalışmaları kurdu. Bulgular ağırlıkla Batılı, orta sınıf örneklemlere dayanır.